Barın önündeydim. Muhabbet ediyorduk. “Şeboy...” dedim “Neydi ismi?”. Sigara içmeye çıkan bir adam dediğimi duyup “Cemil” dedi “Cemil Şeboy... Buca'da okudum, ondan biliyorum.”. Evet. Unutulmayacak şeyi nasıl oldu da unuttum. Bir zamanlar onun imzası taşıyan pankartın yanında geçiyordum her gün. Kulaklıklarım da takılı değildi genelde o zamanlarda, İzmir'deydim çünkü, Ege şivesiyle anlatılan iş-okul dedikoduları, son haberleri dinlerdim. Hep aynı yerlerden geçiyorsam da, hep ilk defa görmüş gibi bakardım. Şimdi de ne Buca Belediyesinin önünde yıllarca asılı kalan pankarttaki yazıyı hatırlayabildim, ne de altındaki imzayı. “Mimar Camil Şeboy” halbuki imzasıydı. Daha neler neler gördüm. Bir kısmı unutsam da, asla unutmayacağım görüntüler de vardı. Mesala, otobanın tam karşısında, uçurumun kenarında, düşecek gibi, bir gecekondu vardı. O evde yaşayan insanları merak ettim hep. Misafiri olmak isterdim. Büyük İskender zamanlarından kalma bir yapının yanıbaşına NATO'nun yerleşiminin kurmasına izin veren insanı da merak ediyordum. İzma atıp bir demli çay istemiştir çaycıdan, sonra telefonu çaldı “ Evet. Karıcım, geç çıkmayacağım bugün. Tamam. Alırım, unutmazsam. Olur, olur. Haftasonu şehir dışına çıkacağız artık.” deyip kapatmıştır. Aklında artık ekmek, piknik, mangal...
Son geçtiğimde o gecekondunun yerinde de bir Atatürk heykeli vardı. Hani, Washington'un yüzü var ya kayadan yapılmış. Candan sevdiğimiz cermenlerin gelenekleri bozarsak olmaz. O ev daha anlamlı bir heykel değil miydi sorasım geliyor. Mustafa Paşa şimdi yaşasaydı buna izin verir miydi? Yaşasaydı o askeriye izin verir miydi? Bir İzmirli'yle evli olan gazi İzmir'in tarihine öyle bir hakarete bulunur muydu? Yunan bayrağına basmayan insan İzmir'in tarihininin yüzüne böylece tükürüp gider miydi?
İzmir deyince aklınıza ne geliyor? Parti değiştirmiş tek AKP'li belediye başkanı mı?
Priştina vardı. Kocaoğlu vardı. Son seçimlerde yakalanan sahte bülütenlerle kamyon vardı. Konak meydanını bilenler kaç defa değiştiğini görmüşler. Tevfik Hoca'nın APL uyumlu klaviye hikayesini de bilirler belki. Artık belediyenin eşi-dostuna ihale bıraktığına şaşırmıyoruz. Hatta akrabasına iş verelim diye gereksiz ihalelerin açılmasına da şaşırmıyoruz. Rusya'da %60 oy alan parti siyasetle ilgisi olmayan bir internet sitesinde ancak %4 oy aldı – haber olmadı, şaşırmadık. Kazakistan'nın en büyük şehrinde seçimlere oy verme hakkı olanlardan sadece %20 seçimlere gitti – şaşırmadık.
Suda arsenik seviyesi yüksek olduğunu ortaya çıkınca Belediye de ve AKP de elbet bir açıklama yaptılar. Belediye “gerekli işlemler için merkez yönetimi para vermiyor.” demiş, AKP “başa çıkarmıyorsanız, burakın, bir hallederiz.” demiş. İkincisine daha çok inananlar vardı – şaşırmadık.
Evet, ben de şaşırmadım. Uzun süredir hiçbir şeye şaşırmıyorum. Ama, olur ya, Biri 13 kupa oynandı, ama elimde hala koz var der. Şaşırırsın. Bir dava açıldı. Doğrudur. Yolsuzluk ta vardı, örgütten ne kastettiğimize bağlı da, o da vardı muhtemelen. Ama, AKP yönetiminde İstabul'da ve Ankara'da, Konya'da ve Adana'da yolsuzlukları da saysak? Yok, derseniz? Oturalım karşılıklı, isimleri vereyim, imzaları göstereyim size. Örgütlerin toplandığı yerleri göstereyim. Ama zaten gördünüz ki! Yoksa görmeden bakmaya mı devam ediyorsunuz? Hala o davayı haklı görenler var ya? Işte ona şaşırdım.
Depremlerde yıkılan, Kurtuluş Savaşında yakılan İzmir'i rahat bırakın artık. Çok mu batıyor gözünüze seçim sonucu grafiği? Çok mu çıtlanıyor kulağınızı Zeybek? Aziz Kocaoğlu'nun avukatı değilim, ama biraz yanlış yerden başlanmadı mı bu savaş? Bu sefer dünyanın kurtuluşu başka ilden başlasın! İzmir'i, belediye başkanımızı, valimizi ve boyozumuzu sonra hallederiz biz, şimdilik rahat bırakın, marmara ve iç anadolu sorunlarınızı çözün siz...
Yaşar Kedioğlu, 2012
