Bir süre sonra İstanbul'u tanımaya daha iyi bir fırsat buldum. Yok, o ruhtan nefret etmeye devam ettim, lakin buralarda başka biri varmış gibi bir hissediyor gibi oldum. Hani, kafayı çevirmeden sizi birinin izlediğini hissedersin ya, öyle bir his. Kafamı çevirdim. Gördüm o şahsı. Tanıştım onunla. Onun da adı İstanbul'du, sadece güçlü iradeli kardeşinin gölgesinde kalmış hep. Köprüyü geçince ancak iyi tanıyabilirsin onu. O da insanları boğar denizinde. O da çeker turistleri asla onu anlamayacak. Gaddarlığını kavramayacak sürüsünü. Sadece bunu bir nebze acımayla yapar. “Döver de, sever de” derler ya. Öyle işte davranıyor insanlara. Tam sevmediysem de onu, nefret edemedim. Daha çok zaman geçirmek istedim onunla. O yüzden Taksim'e gitmedim. Mecidiyeköy'den kaçıyordum. Daha çok Bahçelievlerdeki dar ara sokaklarında zaman geçirmeye çalıştım. Kimsenin gitmediği küçük kiliselere gittim. Tarihi önemi olmayanlara. Tarihi hep sevdim, ondan tiyatroya çevirmesine dayanamıyorum. Daha büyük bahşiş almak isteyen rehberlerin uydurduğu mitleri dinleyemem. Belki de o ikinci İstanbul'un ruhu hissedebildiğim tek tarihi yer – Topkapı sarayında, padişahın yaşadığı yeridir. Aslında benim gözümde o yer, Sultanahmet'in en mühim yeridir. Bir defa daha giderseniz iyice bakın, padişahın dairesin önünde bir taş var. Padişah öldüğünde, ceseti bir süre o taşın üstünde dururdu. Yaşadığı sürece de her gün o taşın önünden geçmek zorundaydı, bu ona ölümlü olduğunu hatirlatmak için yapılmış. Belki de o görüntüden kaçmak için Fransa'dan aldığı borçlarla Dolmabahçe denilen bir oyuncak saray yapılmış Lale devrinde. İşte o taşın yanına gittiğimde, o taşa dokunduğumda, ikinci İstanbul'u hissedebiliyorum.
Annem derdi hep: “Kendini başka insanlardan daha zeki zannetme, bir gün illa yanılırsın”. İstanbul'da onlarca sene yaşayan insanlar var, belki de göremediğim üçüncü, dördüncü, beşinci İstanbul vardır.... Belki de tam sevilecek bir İstanbul'dur o. Belki onunla birlikte olmak için burdalar. Ama bildiğim tek şey var. Birden fazla İstanbul var. Ama İzmir tektir. İstanbul'a kim gelse, İstanbul'da yaşayan bir Ordu'lu, Diyarbakır'lı, Trabzon'lu oluyor. İzmir'e gelen ise – Trabzon kökenli İzmir'li olur.
Evet birden fazla İstanbul vardır, ama İzmir tektir, o yüzden o kadar değerlidir. Seni yanında tutmaya çalışan ve kalbinde kalmaya çalışan insanlar gibidirler İstanbul ve İzmir. İstanbul'u keşfetmeye devam etsem de, sonunda İzmir'e döneceğimi biliyorum. Yaşamaya gitmezsem de, ölmeye giderim...
İstanbul, 2011

2 parmak izi bulundu:
hani ben 14 subat hikayeyi okyacaktim burda... ama ne cikti yine teonun derin derin derin derin derin dusunculer... ve yine aptal bir sadizm... sevmiyorsan gac git izmire...Allah Allah okadar ugrastin izmirden kacabilmek icin simdi diyor izmir tektir
1. izmir tektir
2. izmir benim bir parçamdır, ondan kaçarken aslında kendimden kaçiyordum.
3. hayir. "sonra 14 şubat hikaye koyacağim, şimdilik bunu oku" dedim...
Yorum Gönder