18 02 2011

Vazgeçmek

Mecediyeköy metrobüs istasyonu. 14 Şubat. Bir toka buldum, kırmızıydı. Nedense bana yıllar önce “filozof” diye hitap eden birini hatırlattı. Ki onun tokası maviydi, hem de deniz mavisi... Saçlarım uzundu o zamanlarda. At kuyruğu yapmak istediğimi öğrendiğinde çıkartıp verdi “bununla yap” diye. Yıllarca sakladım o tokayı. Yıllarca hep cebimdeydi. Aşırı mekralı kızların sorularına “benim. eski günlerden kalma.” derdim. Ki öyle değildi asla bana ait olmadı. Hep O'nundu, hep O'nun bir parçasıydı. “hep o'nun parçası” olan birçok şeylerim vardı: cansız - metal, cam, plastik... parçaları. Hani bir adam demiş: “İnsanlar unuturlar, cisimler unutmazlar.”. Onun gibi bir şey işte. Asla kurmayacağim Windows 7 CD'si, asla okumaycağım bir kitap, asla anlamı vermeyceğim bir not, bir posta kartı... ve o toka.

Sonra ise vazgeçmek nedir öğrendim. Yıllarca toplanan kitaplardan, en sevdiğim tişört'tan, göz bebeği gibi bakaktığım sinema koleksyondan vazgeçmek nedir öğrendim. Ve o tokadan vazgeçtim en sonunda. Öğrendim ki: aci verir, vazgeçmek. Öğrendim ki: acıyla da yaşanır. Ta ki o kırmızı tokayı bulana kadar, ta ki salak italyan bayramında ( latin kültüründe “idam edip aziz ilan etmek” gibi bir gelenek var sanırım... Joanne D'Arc'i gibi... ) boş bir bakış görene kadar.

Bir randevundan dönüyordu, yüzü parlıyor olmalıydı. Ama griydi, daha doğru bir betimlemesi yok bunun. Griydi işte. Ne kara, ne de aktı. Ne mutlu, ne de mutsuzdu. Onu mu suçlayım, onunla görüşen insanı mı suçlayım orada, onun yanında olan insanları mı suçlayım - bilemedim, ki, o insanların arasındaydım... bilemedim... “İnanmak istiyorum” derdi ajan Mulder. Ben de inanmak istiyorum, benim hiç bir suçu olmadığımı(her insan gibi). Biliyorum ki, o kız buralıydı, mühtemelen de yaşamadı başka bir yerde, 4 küşak istanbullu olmayabilir, ama reankarnasyon varsa, en az 4 hayattır istanbulluydu.

Vazgeçmek kelimesi sizin içinizde bir fırtına uyadırmıyorsa, vaz geçmeye alışık değilsiniz demektir. Ki neden sordum, gerçekten vazgeçmeyi bilen insanlarıyla ve benim arasında fark nedir sorarsanız, mühtemelen o durum için sakladığım 3-5 fıkra anlatırım. Lakin, asla bilemeyecksiniz, anlatsam da anlamazsınız, hele gözlerimde bunu görmeniz mümkum değil - vazgeçmeyi bilmek ve vazgeçmeyi kabul etmek ayrı şeylerdir. O kız vazgeçmeyi öğrendi, kanu etti, olması gerek bir şeymiş gibi. Hayallerinden vazgeçti, umutlarından, ambisyonlarından. Ben de vazgeçtim – 5 sene boyunca topladığım kutuphanemden, sinemayı sanat kabul edip ısrarla topladığım film koleksyonumdan. Bu arada, o kutuphaneside çöplerde topladığım nadir kitaplar, hediye edilen anlamsız kitaplar, olmazsa olmaz dediğim insanlardan çaldığım kitaplar, yanlışlıkla sarhoşken aldıp sonra çok beğendiğim kitaplar da vardı. Hayallerimden, huyularımdan da vazgeçtim. Ama nedense benim vazgeçişim o kızınki kadar olmadı. Ben canımdan, içimden kopartıp verdim o şeyleri. Başka seçeneğim olmadığı için... O ise o kadar önemsediği bir idam günün güzelliğini alışık bir elle kopartıp vermiştir. Seviyordur belki adamı, belki de. Belki de mutlu bir aile kuracaklar... Ama o akşam istediği gibi değil, alıştığı gibi bakıyordu. O durakta tokayı bırakıp arkaya bakmayan insan gibiydi. Evinde ne var merak ettim açıkçası. Ne vardı ki, bu yolculuktan vazgeçmesine değecek, dışarıdaki çamları, kavakları izlemedi, gidiyordu sadece. Bir anlamsızlıktan başka bir anlamsızlığa.

Anladım ki, burası vazgeçenlerin memleketi. Burdaya bir hayalle gelip, ondan vazgeçip peşinden de değerli olan herşeyden vazgeçen insanların yeridir...


Gulag, Auschwitz unutulmuş... halbuki Orhan Pamuk'un hayranları o kadar taptıkları Nobel Edebiyat Ödül'ü alan bütün yazarları okusaydılar – “Soljenitsin” diye bir isim de bu şehrin büyük bir kısmına yabancı gelmezdi. Metodları farklıydı, düşman belliydi, kurallar yazılıdı... ama insan etkisi aynıydı. Kah İstanbul, kah Gulag. Sonsuz tünelin sonunda bir ışık. 25 sene sonra bitecek hapis cezası. 5 sene sonra ödenecek kredi kart borçları. 2 saatlık otobüs yolculuktan sonra sevgilinle telefon konuşması... Yok kızım, konuşmaycak kadar yorgun olacaksın, 25 sene geçmeden ölüp gideceksin, 5 sene sonra yeni kart isteyeceksin farklı bankadan... Konuşacaksan şimdi konuş – beni, müziksiz kulaklıkları takan genci, Recep İvedik'e benzeyen genci umursamadan – konuş! Sonra çok geç olacak.

Vazgeçtin mi, hep vazgeçeceksin demektir. Hele yeni aldığın toka, bu tokanın bildiği kadar bilmeyecek...

İstanbul, 2011


1 parmak izi bulundu:

Adsız dedi ki...

sen... gercekten... buralara gel... iyice cildirmissin...